Ne kadar az şükrediyoruz!


Şükrün zor ve kıt olduğunu Mevla yüzlerce yıl önce yüce kitabımızda belirtmiş; ne kadar az şükrediyorsunuz! (Mülk suresi,23)

Evet, az şükrediyoruz. Hatta çoğumuz hiç şükretmiyoruz bile. İyi de nasıl olur ki şükür? Yaşlı nineler gibi ikide bir “şükür ya Rabbi” diye mırıldanarak mı? Yoksa nasılsın sorusuna “şükür, şükür” diye cevap vererek mi?

Hiçbiri değil!

“Şükür” eldekini arttıran sihirli bir sözcük. Bu yüzden dikkatli kullanmak lazım. Çünkü yanlış yerde kullanınca belayı, hastalığı bile arttırabiliyor. Bundan mütevellit “hamd etmeyi” tavsiye eder hocalar.

Peki, o zaman nasıl şükredilir?

İlk şart; farkındalık. Verilen nimetin farkına varmak. Milletimizin en büyük hastalığı bu. Fark edemiyor kimse; kör olana kadar göz nimetini, sağır olana kadar kulak nimetini, aç kalana kadar ekmek nimetini fark edemeyen bir kitle. Bize bulaşmadıkça başkasının başına gelen her şeyi normal ve hak edilmiş sayıyoruz.

İkinci şart; hatırlamak. Nimeti verenin daima Mevla olduğunu unutmamak. Yanılgılarımızın temelinde bunu unutmak var. Biz çalışıp çabaladık, biz kazandık sanıyoruz. Şöyle bir silkinip baksak kendimize; dün yiyecek ekmek bulamayan dedelerin torunları olarak bugün arabalar, evler sahibi oluyoruz da yine de dedelerimizin çeyreği kadar Mevla’yı hatırlamıyoruz.

Aksine hep bizden daha zenginlere bakıp mutsuz olmayı seçiyor, kıskançlık krizleri içinde ömür tüketiyoruz. Bunu yapan o kadar çok insan var ki çevremde…

Yalan yok, yakın zamana kadar ben de onlardan biriydim.” Çift maaşlı öğretmenler çoktan lüks araba ve evini alıp borcunu bitirdi, ben hala ev peşinde koşuyorum” diye moral bozuyordum.

Sonra bir duraksadım; kimle yarışıyorum? Ben bu dünyaya ev ve araba almak için mi geldim? Yoksa kendimi ve çevremi geliştirmek için mi? Benim ailem bana ev bırakmak için mi uğraştı ömrü boyunca, yoksa koluma bilezik olabilecek bir eğitim almam için mi? O noktadan itibaren farkındalığımı arttırma yoluna gittim.

Ancak çevremdeki insanlarda -buna akrabalar dâhil- bunu göremiyorum. Mevla nimetlerini arttırdıkça biz nankörleşmeye devam ediyoruz. Dün yiyecek ekmeği olmayanlar bugün evini, arabasını almış “sıra ikinci evi almakta” diyor da “elhamdülillah evimiz, arabamız oldu” diyemiyor. Dört maaş giren evlerde bile “elhamdülillah” yerine “beşinci maaşı nasıl çıkartabiliriz” diye bir çaba dönüyor. Herkesin dilinde bir “geçinemiyoruz” lafı var ki, Allah affetsin!

Dolar yıllar önce 1.80 lira oldu diye ülke tepetaklak olurken bugün dolar 5 lira olmaya yaklaştığı halde kimse mal mülk edinmekten geri durmuyor. En garibanın altında bile ayağını yerden kesecek iyi kötü bir araç mevcut. Lakin azıcık konuşunca “öğretmen maaşı ne kadar da yüksek, yata yata maaş alıyorsunuz, of ulen sırtını devlete dayamak vardı” cümleleriyle sizi hayattan soğutuyorlar.

Bir şükredin be kardeşim. Boş verin benim veya bir başkasının kazancını hesaplamayı. “Dün neyim vardı, bugün neyim var, bunu bana kim verdi?” diye azıcık nimetlerin farkında olun.

Yemin ederim ülkece kudurduk. Allah sonumuzu hayır etsin!

Bu yazımı beğendiyseniz bir önceki Satılık Gülücükler başlıklı yazıma da göz atabilirsiniz.

Editör

2012 yılında atıldığı blog macerasında her geçen yıl daha iyiyi hedefleyen yazar; öğretmenlik ve babalık konularında da kendini geliştirmektedir. Bu aralar yazarlık damarı da kabarmış olup ilk kitabı için ter dökmektedir.

Bunları da sevebilirsin

5 yorum

  • Recep Hilmi TUFAN
    26 Haziran 2018 de 18:48

    Duygularımıza tercüman olan bir yazı. Kaleminize sağlık.

    Maddî konularda kendimizden alttakilere; manevî konularda ise kendimizden üsttekilere baksak her şey çok güzel olacak…

    • Editör
      Editör
      26 Haziran 2018 de 21:08

      Kesinlikle çok doğru bir yaklaşım olur

  • Hatice
    26 Haziran 2018 de 20:54

    Kaleminize ve yüreğinize sağlık öncelikle.
    Şükredeceğimiz şeyleri saymaya kalksak ne dilimiz döner ne vaktimiz yeter. Farkında bile olmadığımız nimetlere sahibiz.
    İnsan her zaman diliyle şükredemez.
    Ama Rabbimiz bize karşı o kadar merhametli ki elindeki nimete karşı duyduğu memnuniyeti, veya bir güzelliğe bakıp da “nelere kaadirsin Allah’ım” deyişini bile şükür saymış.
    Belki de bizim acziyyetimizi bildiği için yine bize merhamet etmiş.
    o zaman her anımıza; hatta şuan bu iletişimi sağladığı için bile şükretmemeli miyiz?
    Konunuz ve kaleminiz çok duru olmuş. Tebrikler.

    • Editör
      Editör
      26 Haziran 2018 de 21:09

      Teşekkür ederim değerli yorumunuz için…

  • Aşk Sözleri
    2 Temmuz 2018 de 18:08

    Gerçekten bilmemiz gereken ne varsa bu paylaştığınız makalede yazıyor. Şükür etmek tüm insanların ve müslümanların boynunun borcudur. Allah’ın bizlere verdiği nimetler’den şükretmemiz gerek. Çünkü dünyada ne kadar müslüman ülke zulme uğruyor bunu biliyormuyuz ? gerçekten hem onlara dua etmeliyiz ki bu zulüm asla sessiz kalmamalı diye. Vede şuan olduğumuz durumada şükretmeliyiz.

BİR YORUM BIRAKIN

2012 yılında atıldığı blog macerasında her geçen yıl daha iyiyi hedefleyen yazar; öğretmenlik ve babalık konularında da kendini geliştirmektedir. Bu aralar yazarlık damarı da kabarmış olup ilk kitabı için ter dökmektedir.

Sponsorlu İçerik

Abone Ol!

Diğer 454 aboneye katılın