Hikayelerim arşivleri | Aruchan Blog
tarla fresi ve şehir faresi

Tarla Faresi İle Şehir Faresi

Buyurun oturun, çayınızı veya kahvenizi alıp arkanıza yaslanın. Bugün size çocukluğunuzda çok duyduğunuz bir masalın modern versiyonunu anlatacağım. Bunun ne kadar masal ne kadar gerçek olduğuna ise siz karar vereceksiniz. Masal bu ya, zamanın birinde iki fare kardeşten birisi Anadolu’nun şirin ve yeşil bir ilçesindeki tarlaya, diğeri de İstanbul’un modern semtlerinden birindeki gökdelene yuva yapmış. Bir gün şehir faresi tarlada yaşayan kardeşini ziyaret etmeye karar vermiş. Ceviz kabuğundan ama yeni model bir cevizin kabuğundan arabasına ailesiyle binip kardeşinin yuvasına konuk olmuş. Tarla faresi yaşadığı tarlanın en güzel, en organik, en taze meyve-sebzelerinden getirip misafirlerine ikram etmiş. Birlikte yemişler, içmişler, uyumuşlar […]

kana bulanmış kağıt

Son Mektup

Bir gece yarısı ani bir kararla kalktı yattığı yerden. Bir mektup yazacaktı. İçinde biriken son kalıntıları da söküp atmak istiyordu gönül hanesinin isli duvarlarından. “Ey yâr” diye başladı mektubuna: “Ey yâr, Belki hiç eline geçmeyecek bu mektup, belki haberin bile olmayacak. Olsun, bir gün gittiğin uzaklarda kapında bir zarf bulursan korkma. Onu okuduğunda sen de anlarsın içimdeki kor ateşi.” Derin bir nefes aldı. Hava sanki düdüklü tencereden çıkan buhar gibi yaktı geçti burun deliklerini. Ne zor şeymiş son sözleri söylemek diye düşündü. Oysa şimdiye kadar hiç gerek kalmamıştı buna. “Dilimden çıkan keskin usturanın yüreğindeki aşkın şah damarına değdiğini ve onu […]

yaşlı dilenci ve sopası

Dilenci

Sıcak bir yaz günü… Havanın berraklığı Selami Beyin karnını acıktırmıştır. Sağına soluna bir lokanta bulabilmek amacıyla bakınırken yüz metre ileride lokanta tabelasını görünce gözleri parlar. Hızlı adımlarla ilerleyerek lokantaya yaklaşır. Kapıdaki menü tablosundaki yemeklerin ismini okuyunca açlığı iki kat artar. Tabelasında Kanaat Lokantası yazan bu sevimli dükkânın kapısındaki metal zili şıngırdatarak içeriye girer. Alelacele menüden birkaç yemek sipariş eder ve iştahla yemeye başlar. Diğer masalarda da birkaç kişi karnını doyurmakla meşguldür. O esnada kapının metal zili tekrar şıngırdar ve içeriye pejmürde kılıklı bir dilenci girer. Bir elinde plastik bir kap tutarak usul usul masaları dolaşıp dilenmeye başlar. Selami beyin yanına […]

Martı ile Buzdağı

Çok eski zamanlarda martılar ülkesinde neşeli bir martı yaşarmış. Her gün ama her gün neşeli haliyle çevresine mutluluk dağıtan bu martıyı bazı martılar severken bazı martılar geveze olarak görürmüş. Balık tutmak ve çene çalmaktan ibaret olan martı hayatının sıkıcı gelmeye başladığını hisseden geveze martımız bir gün kimseye söylemeden ortadan kaybolmuş. Diğer martılar onun yokluğunu fark etmemiş bile. Okyanusa açılarak hayatın anlamını bulmaya çalışan martımız günlerce kanat çırpmış. Nereye gideceğini kendisi bile bilmiyormuş. Okyanusta günlerce kanat çırpmış, kanatlarında derman kalmadığı günlerde iki tane adaya uğramış ancak her uğradığı adada diğer kuşlar onu gagalayarak yaralamışlar. Canı çok acıdığı halde geri dönmeyi düşünmemiş […]

Klavye Kabadayısı

Manav Harun otuzlu yaşlarının sonunda, sıradan bir ilçe esnafıydı. Akşama kadar eşi ve iki çocuğu için çabalar dururdu. Hafif kır saçları ve gür bıyığıyla dinç bir görüntüsü vardı. Zaman zaman akşam yemeğinden sonra kahvehaneye gider, çocukluk arkadaşlarıyla bir yandan okey oynarken diğer yandan her Türk vatandaşı gibi ülkeyi kurtarırdı. Kardeşi Musa ise abisinin zıttına kafası çalışan biri olduğu için okuyup Belediye’de memur olmuştu. Kahvehaneye falan uğramaz sürekli bilgisayar başında zaman geçirirdi. Bir gün Harun tuşlu eski model telefonunu bırakıp akıllı telefon almaya karar verdi. Aslında hiçbir işine yaramayacak bu cihazı sırf kahvehane dostlarının telefonu var diye alacaktı. Hatta gidip en […]

Ayı ile Kelebek

Masal bu ya; bulutlar üzerinde kurulmuş olan kelebekler ülkesinde çıkan sert rüzgâr genç bir kelebeği bir anda tuttuğu gibi havaya kaldırmış, havada birkaç tur attırıp yeryüzüne doğru düşürmeye başlamış. Kelebek son bir gayretle direnmeye çalışmış rüzgâra ama bu ona pahalıya patlamış; kanadının biri yırtılmış. Sonra da döne döne çayırda tembel tembel yatmakta olan bir ayının önüne düşüvermiş. İlk şaşkınlığını atlatan koca ayı gür sesiyle “merhaba” demiş kelebeğe. İşte her şeyin başlangıcı bu “merhaba” olmuş. O günden sonra minik kelebek ve koca ayı arkadaş olmuşlar. Ayı ona yeryüzünde, ayılar ülkesinde yaşamanın zorluklarını, kelebek ise gökyüzünde, kelebekler ülkesinde yaşamanın güzelliklerini anlatmış durmadan. […]

Psikopat

Banyodan gelen seslere uyandı Asaf Efendi. Uyuyakaldığı çekyattan usulca başını kaldırıp dinledi sesleri. Evet evet, banyodan geliyordu ses. Yine havalandırma penceresinden kuş girdi galiba diye düşünerek ağır adımlarla banyoya yürüdü. Kapıyı açtığında şofbenin üzerine tünemiş olan minik bir serçe kapıya hücum ederek evin diğer odalarına kaçtı. Asaf Efendi sabırlı bir adamdı. Peşinden gitti. Oturma odasına giren kuş tutunduğu perdeden sert bakışlarla insanoğlunu süzüyordu. Ellili yaşlarının sonunda olduğu her halinden belli olan sevimli yüzlü, kır saçlı ihtiyar tam kuşu yakalıyordu ki kuş çevik bir kanat hareketiyle ellerinin arasından sıyrılıp mutfağa kaçtı. Banyo penceresinden giren ilk kuş değildi bu. Muhtemelen son da […]

Susamlı çubuk kraker

Çocuk son günlerde halsiz, iştahsız ve sürekli baş ağrısı olduğu halde derslerinden geri kalmamak için zor güç okula gidiyordu. Öğleden sonra ayaklarında kalan son takat de kesilince yere yığıldı. Öğretmeni kucakladığı gibi evine götürüp annesine teslim ettikten sonra doktora götüremediği için vicdan azabı çeker gibi ağır adımlarla gerisin geri döndü. Çocuğun babası gurbette çalışıyor, zaman zaman para gönderiyordu. Annesi ve ablası dayısının himayesindeydi. Dayısı kendi evinden fırsat bulursa uğrayıp hal hatır sorar, nadiren ilçeden alış veriş yapıverirdi. Ertesi gün anne köyün arabasıyla çocuğu doktora götürdü. Çocuk felci dedi doktor. Bundan sonra yürümesi çok zormuş. Ama Allah’tan ümit kesilmezmiş. Yazılan ilaçları […]

Komşu köyün eşeklerinin ayak sayısı

90’lı yılların başı… Anadolu’nun bir köyünde aralarında bir buçuk yaş olan iki kardeş yaşamaktadır. Büyük kardeş kardeşinin doğumuna sevinmesine rağmen ilerleyen zamanda aralarındaki yaş farkının az olması sebebiyle küçüğün büyükle rekabete girmesinden hoşlanmamaktadır. Büyük ilkokula başlamış, küçük ise okul yaşına gelmeyi beklemektedir. Abi her gün mavi önlüğü ve güzel çantasıyla okuldan gelip ödev yaparken küçük kardeş okulu, ödevi, dersi, kitabı merak edip yanına sokulur. Abi kitabı okuyabilirken kardeş sadece resimlere bakmakla yetinir. Kitaplar şimdiki gibi devlet tarafından ücretsiz dağıtılmadığı için kıymetlidir ve zor bulunur. Bu yüzden olsa gerek abi kitaplarına dokunulmasından hoşlanmaz. Kardeş ise içinden gelen meraka yenik düşer ve […]

İlk Secde

İlkler unutulmaz derler. Gerçekten de doğruymuş. Hele çocukluğunuzda olursa hiç çıkmıyor aklınızdan. Bir gün annem, abimle beni yanına çağırdı. “O kadar camiye gidiyorsunuz. Niye namaz kılmıyorsunuz? Gidin abdest alıp gelin” dedi. Yaşlarımız yedi veya sekizdi olsa gerek. Annem biraz eli maşalıdır. Babam İstanbul’a çalışmaya gidince üç erkek çocukla baş edebilmiş bir kadın. Çok kızarsa soba demirinin karşıdan göstermesi yeterlidir. Çocuklarını okutmaya çok hevesliydi. Kendi babası ilkokula bile göndermemiş. Neymiş efendim, kız çocukları okur muymuş, diğer çocuklara kim bakacakmış, okursa erkeklere mektup yazarmış, falan da filan… Babamla evlendikten sonra mahalledeki birkaç bayanla “Ali Okulu’na” gidebilmiş 40 gün kadar. Heceleyerek okuyabiliyor. “Bana […]